Tarihe Not 18: Radarsız Türkiye
“Türkiye Yüzyılı” diye vitrin yapılan kampanyaların arkasında, sahada yaşanan çıplak gerçekler var. Çelik kubbe, İHA avcıları, S-400’ler, yerli SİHA’lar… Tanıtımlarda göklere çıkarılan bu sistemler, sahada ucuz dronlara karşı bile yetersiz kaldı.
Dünyanın gözü önünde yaşanan olaylar, Türkiye’nin güvenlik reflekslerinin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor.
- 30 Eylül'de Karadeniz’de balıkçılar ağlarına takılan 300 kg patlayıcı yüklü insansız deniz aracı buldu. Ukrayna–Rusya savaşında kullanılan bu araç, kıyılarımıza kadar sürüklendi.
-15 Aralık tarihinde Ankara’da, Karadeniz'den gelip ROKETSAN tesislerine 2 km yakınlıkta bir İHA radar tarafından geç fark edildi ve F-16’larla düşürüldü. Başkent semalarında yaşanan bu olay, güvenlik reflekslerinin ne kadar zayıf olduğunu gösterdi.
-19 Aralık'ta Kocaeli’nin İzmit ilçesinde bir İHA araziye düştü. Köylüler günler sonra jandarmayı aradı. İHA’nın üzerinde Rus logoları bulundu. Radarların değil, köylülerin güvenlik refleksiyle çalıştığı bir tablo ortaya çıktı.
-20 Aralık'ta Balıkesir Manyas civarında bir başka İHA kırsal araziye düştü. Yaşanan bu olaylar sonrasında Türkiye tekrar Rusya ve Ukrayna'ya ikazda bulunmuştur.
Ayrıca son bir ayda Karadeniz'de Rus tankerlerine yönelik saldırılar yaşanmıştı. Rusya da buna cevap olarak bazı saldırılar gerçekleştirmişti. Saldırılarda Türk şirketlerine ait bazı gemiler de hedef alınmıştı. Türkiye bu saldırıları da kınayarak iki tarafa da itidal çağrısında bulunmuştu.
Bu olaylar sadece teknik kazalar değil; siyaset açısından devlet kapasitesinin zayıflaması anlamına geliyor. Devlet kapasitesi, bir ülkenin sınırlarını koruma, güvenliği sağlama ve krizlere hızlı refleks verme yeteneğidir. Başkanlık sistemiyle merkezileşen karar alma süreçleri, refleksleri hızlandırmak yerine yavaşlatıyor. Bürokrasi felç oluyor, yerel komutanlıkların inisiyatifi zayıflıyor.
- Radar boşlukları: İHA’ların Ankara’ya, Kocaeli’ye, Balıkesir’e kadar girmesi, radar sistemlerinin küçük hedeflere karşı yetersiz olduğunu gösteriyor.
- Maliyet sorunu: Birkaç bin dolarlık drone için milyonlarca dolarlık F-16’ları kaldırmak, caydırıcılık açısından doğru ama ekonomik açıdan sürdürülemez.
- Koordinasyon eksikliği: NATO ile eş zamanlı paylaşılan radar verileri, Türkiye’nin kendi bağımsız refleksini zayıflatıyor.
Bu olaylar, dış devletlerin Türkiye’yi bir test sahası gibi kullandığını gösteriyor. Bir nevi “fishing yöntemi” uygulanıyor:
- Küçük, ucuz İHA’lar gönderilerek Türkiye’nin radar hassasiyeti ölçülüyor.
- Karar alma süresi, F-16’ların kalkış zamanı, NATO ile koordinasyon hızı test ediliyor.
- Halkın tepkisi, medyanın gündem oluşturma kapasitesi yoklanıyor.
Türkiye bu şekilde hem faaliyet alanı hem de yoklama sahası olarak kullanılıyor. Gökyüzümüz, Karadeniz’den gelen ucuz araçlarla delik deşik ediliyor.
Üstüne bir de dış politika boyutu var:
- Türkiye’nin aldığı S-400 hava savunma sistemleri, ABD baskısı nedeniyle aktif kullanılamıyor.
- ABD’den parasını ödediği F-35 savaş uçakları teslim edilmiyor.
- Buna rağmen Türkiye, ABD ile ticari anlaşmalar yapmaya devam ediyor.
Görülen bu tablo, yönetimin içler acısı bir dış politika yürüttüğünü gösteriyor. Hem elindeki savunma sistemlerini kullanamıyor, hem parasını ödediği uçakları alamıyor, hem de aynı ülkeyle ticari ilişkilerini sürdürmek zorunda kalıyor.
İşte “Türkiye Yüzyılı”nın gerçeği:
Sözde elimizde çelik kubbe var, sözde İHA–SİHA teknolojileri var, sözde S-400’ler var, sözde F-35’ler var… Ama gerçekte elimizde hiçbir şey yok. Radar bile yok.
Sezer Avcı
21.12.2025

Yorumlar
Yorum Gönder