Düşman Azınlıklar
Osmanlı çok uluslu bir yapıydı. Rum, Ermeni, Yahudi, Arap, Kürt… Hepsi imparatorluğun içinde yaşadı. Devşirme sistemi ile Balkanlardan alınan çocuklar devletin en yüksek kademelerine kadar yükseldi. Sadrazam, paşa, vezir… Yani azınlık unsurlar, devletin merkezinde bile yer buldu. Bu durum bir yandan imparatorluğu güçlendirdi, ama öte yandan fırsatını bulan azınlık unsurlar, Batılı devletlerle işbirliği yaparak Osmanlı varlığına ihanet yoluna gittiler.
Ermeniler, Osmanlı’nın en kritik dönemlerinde Batı ile işbirliği yapan grupların başında geldi. 1975'te kurdukları ASALA terör örgütü, Türk diplomatlarını hedef aldı. Bugün bile Ermenistan yönetimi aynı zihniyeti sürdürüyor. Örneğin, geçenlerde Karabağ savaşı için Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın açıklamaları gündeme damga vurdu: komutanlarının Rus yapımı S-300 füzelerinin anakartlarını söküp içindeki altını 76 dolara satmaya çalıştığını itiraf etti. Bu, devlet ciddiyetinin nasıl yerle bir olduğunu gösteriyor.
Balkanlar da Osmanlı’dan kopan azınlıkların trajik örnekleriyle dolu. Yugoslavya’nın dağılması, Kosova savaşı, Arnavut–Sırp çatışmaları… Hepsi Batı’nın yönlendirmesiyle kanlı bir şekilde yaşandı. Bugün Balkan ülkelerinin ekonomik ve siyasi gücü, Türkiye’nin yanına bile yaklaşamıyor. Osmanlı’dan ayrılmanın bedeli, Batı’nın sömürgesi olmak ve zayıflık içinde sürünmek oldu.
Kürt toplumunda Osmanlı döneminde şeyh, seyit diye ortaya çıkan liderler, çoğu zaman kendi şahsi ve aşiret çıkarları için isyan çıkardı. 1. Dünya Savaşı sonrası bu kopma fikirleri hızlandı. Osmanlı’nın Yusuf Akçura’nın yazdığı “Üç Tarz-ı Siyaset” kitabında önerilen Osmanlıcılık ve İslamcılık politikaları bu kopuşu önleyemedi. Ancak Türkçülük fikri etkili olduğu bugün görülüyor. Atatürk’ün Türkçülük ve ilericilik fikri ile bir ulus devlet yaratıldı. Bu devlet, kan ve can vergisini en fazla veren Türk milletinin mücadelesiyle ayakta kaldı.
1970’lerde Türkiye’de yaşanan sağ–sol çatışmaları aslında Soğuk Savaş’ın bir yansımasıydı. ABD–Sovyet çekişmesinde Türkiye, Sovyet destekli sosyalist–komünist örgütlerin yuvası haline geldi. Bunlardan biri de PKK idi. Abdullah Öcalan, Müslümanlara karşı savaştığını bildirmek için Papa’ya mektup yazdı; Avrupalı devletlerle Türkiye karşıtı işbirliklerine girdi. Sovyetler dağıldıktan sonra ABD’nin Ortadoğu’daki aparatı haline geldi.
PKK’nın ilk cinayetleri, diğer solcu örgütlere ve Kürt köylülere karşı oldu. Dağlarda silahlı gezenleri ihbar eden köylülerin çoğu Kürt’tü. Öcalan’ın Kürt olmayışı, aslen Ermeni oluşu, Kürtçe bilmeyişi, “Rüyalarımı bile Türkçe görüyorum” demesi, annesinin Türk olduğunu söylemesi, üniversitedeyken Türk olmaya özenmesi… Bunlar şahsi bir aşağılık kompleksinin dışa vurumudur. Arabistanlı Lawrence nasıl Arap değilse, Öcalan da Kürt değildir. PKK’nın hedefleri ve söylemleri sürekli değişmiştir; var olmak için her yolu denemiştir.
Bugün dört ülkede terör yapan, onlarca ülkede yapılanmış olan PKK, 25 binden fazla Kürt’ün ölümüne sebep olmuştur. Yani Kürt halkına en büyük zararı yine PKK vermiştir.
Anadolu ve Ortadoğu, insanlığın başlangıç noktasıdır. Dinlerin doğduğu, imparatorlukların kurulduğu ve yıkıldığı bu topraklar, Türklerin kontrolünde olduğu sürece güvenli ve hür kalmıştır. Türkler, kan ve can vergisini her unsurdan fazla vermiştir. Bu milletin menfaatini görmezden gelen her politika, başarısızlığa mahkûmdur.
Bugün işçisine, köylüsüne, askerine, yaşlısına bak: Türk milleti tarih boyunca bedeli ödemiştir. Azınlıkların dış güçlerle işbirliği yaparak devleti zayıflatma girişimleri, dün olduğu gibi bugün de sürüyor. Ama unutulmasın: Türk milleti düşünülmeden alınan her karar yanlıştır. Tarih bunu ispatlayacaktır.
Sezer Avcı
05.01.2025
.jpeg)
Yorumlar
Yorum Gönder